Abdurrahman Swar Ez-Zeheb

Bir kişi bazen milyonlarca insanın hayatını değiştirebilir. Sadece ilk adımı atma cesaretini gösterebilmek gerekir. Abdurrahman Swar el-Zeheb, Afrika’nın kendi ayakları üzerinde durabilmesi için bir meşale yakmıştı. O, 82 yaşına rağmen ülkesi ve Afrika kıtası için iyilik halkasını genişletmeye devam ediyor.

1956 yılında Sudan İngiltere’den ayrılıp bağımsızlığını ilan etmişti. Fakat özgürlüğü kazanmanın bedeli olarak Batılı devletler tarafından desteklenen etnik ve dinî çatışmalar içinde buldu kendisini. Yaklaşık otuz yıl boyunca isyancı güçlerle karşı karşıya kaldı.

Abdurrahman Swar el-Zeheb aynı vakitlerde bu durumun içinde doğmuş bir Sudanlıydı. Her gün binlerce insanın ölümüne şahit oluyordu. Kayıpların sayısı gün geçtikçe artıyordu. İsyanlar ve çatışmalar sırasında milyonlarca insan ölmüştü. Binlerce insan evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Bu şekilde yıllar geçiyordu ve Afrika her geçen gün daha zor bir hayatın içine çekiliyordu.

Abdurrahman Swar el-Zeheb’a göre Afrika ve özellikle de Sudan, zengin petrol yataklarına sahipti. Neredeyse her köşesi petrol rezerviyle doluydu. Altın rezervlerinin %70’i Afrika topraklarında bulunuyordu. Dünya’nın bereketli topraklarına su taşıyan Nil buradan geçiyordu. Fakat modernleştirme adı altında yapılan sömürge politikası, Sudan gibi ülkelerde kaynakların kullanılmasını engelliyordu. Bu sebeple Sudan ve Afrika’daki çaresizlik ve yokluk gün geçtikçe artıyordu.

Batılı sömürgecilerin ülkenin kaynaklarına el koyması insanların hayatlarını çekilmez hâle getiriyordu. İnsanlar aç ve susuzdu. Nil yanlarından geçiyordu fakat onlar bir damla suya hasret yaşıyorlardı. Bereketli topraklara sahip Sudan, sömürgeden dolayı arazilerini ekip biçemiyordu. Sıkıntı içinde yaşıyorlardı. Masum insanlar aç ve susuz bırakılmıştı. İnsanların yüzü gülmüyordu.

Afrika’nın zengin toprakları Batılı devletler tarafından sömürülüyordu. Bu sömürünün bedelini ise Afrika kıtasının masum insanları ödüyordu.

Uygulanan sömürge politikalarıyla Afrika’daki kaynaklar alınıp Batıya taşınıyor, buranın yerli halkı ise aşağılanmış bir şekilde köle ve işçi olarak çalıştırılıyordu.

Ülkeye başka ülkelerden ara ara yardım geliyordu. Fakat Abdurrahman Swar el-Zeheb, taşıma su ile değirmenin dönmediğini düşünüyordu. Bu duruma bir çare bulmak için düşünüyor, kendi halkının bu derecede sıkıntı içinde olmasına içi el vermiyordu. Bu duruma bir son vermek için ilk adımı atmaya karar verdi ve devlet başkanlığından istifade edip kendini ülkesi için hayır işlerine adadı.

Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye

1980 yılında Sudan’ın Hartum şehrinde kurulmuş bir hayır kurumudur. 1987 yılında Abdurrahman Swar el-Zeheb devlet başkanlığı görevinden ayrılarak buranın mütevelli heyeti genel sekreteri olmuştu. Bu vakitten sonra da Sudan’ın çehresi değişmeye başlamıştı. Ülke kendi içinden bir hayır kurumu tarafından destekleniyordu ve Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye Sudan ve Afrika halkının aktif olarak yer aldığı bir yardım kurumu haline gelmeye başlamıştı. Su kuyuları açıyor, yetimhaneler yapıyordu.

Kurum, Afrika kıtasında Müslüman ve diğer din mensupları arasında hoşgörü ve anlayışı aşılamayı, Müslüman Afrika kabilelerine eğitim, sağlık ve sosyal desteklerde bulunmayı, iktisadi ve sosyolojik gelişimlerine katkı sağlamayı, Kur’an ve sünnet esaslarına göre tevhit inancını anlayacak ve anlatacak, ferdi ve sosyal hayatında tatbik edecek bireyler yetiştirmeyi hedeflemekteydi Bu hedefini de adım adım yerine getirmişti.

Abdurrahman Swar el-Zeheb, yaşadığı kıtanın sorunlarına duyarsız kalmadı. Her şeyin farkındaydı. İnsanlar su olmasına rağmen kuyular olmadığından bir damla suya bile muhtaçtı. Suya ulaşılması çok kolay değildi. Yeterli ekipman ve teknolojik imkânlar buna el vermiyordu. Bir su kuyusunun açılması günümüzde bile 6-12 ayı bulmaktaydı.

Kuraklık, çaresizlik ve kirlilik temiz su kaynaklarına ulaşılmasını engelliyordu. Suyun olmaması aynı zamanda hastalıkların artması demekti. Salgın hastalıklar insanları tehdit etmeye başlamıştı. Öncelikle temiz su bulmak gerekiyordu.

Dünyada her on kişiden biri suya ulaşamıyordu ve bu insanlardan büyük çoğunluğu Afrika’da yaşıyordu. Afrika her türlü kaynak bakımından zengindi, hatta arazileri ekilse neredeyse tüm dünyadaki aç çocukları doyuracak verime sahipti. Fakat sömürge devletler yüzünden topraklar bomboş ve kuraktı. Afrika ülkelerini ihtiyaçlı bir hale getiren sömürge sistemi yüzünden insanlar kendi ülkelerinin güzellikleriyle bir türlükarşılaşamıyordu. Aksine açlık, susuzluk ve hastalıkla mücadele etmeye çalışıyorlardı.

Abdurrahman Swar el-Zeheb bir damla suya bile muhtaç hale getirilen ülkesinde yaşananları tersine çevirircesine Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye’yi kendi ülkesine ve Afrika’ya hizmet eder hale getirmek için çalışmalara başladı. Ve otuz yılda başta Sudan olmak üzere Afrika’nın her yerine hizmet götürmeyi başardı.

Kuruluşun 70 üyesi Sudan, Katar, Suudi Arabistan, Yemen, Bahreyn, Kuveyt, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Libya, Nijerya, Uganda ve Malezya gibi ülkelerden oluşmaktadır. Sadece Sudan içinde 17 temsilciği bulunuyor.

Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye’nin Sudan dışında dört şubesi var. 1987 yılında açılan ve en çok faaliyet gösteren Katar temsilciliği, 1988 yılında açılan birçok ofisi bulunan Yemen temsilciliği, Bahreyn temsilciliği ve Birleşik Arap Emirlikleri temsilciliği. Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye sadece Sudan ile sınırlı kalmamış. Açılan bu temsilciliklerle daha sistematik ve Afrika’nın tamamını gözeten bir yardım kuruluşu haline gelmiş.

Kırktan fazla ülkede 55 lise, 150 ilk ve ortaokul, 2000 mescit, 1000 su kuyusu, 10 su dolum tesisi, 14 hastane, 800 dispanser, 120 anne-çocuk bakım merkezi, 6 yetim yurdu inşa edilmiş. Bünyesinde 3000’den fazla vaiz ve hoca bulunan kurumda 4 senede 35 bin kişi İslam’la tanışmış ve dini kabul etmiş. 30000’den fazla yetim ve kimsesiz çocuğun korunması ve eğitiminde rol oynamış. Radyo yayınları ve kitap dağıtımlarıyla Sudan’ın geleceğine katkı sağlamış.

Kurum ayrıca güncel ve teknolojik yöntem araştırmaları ile bu anlamda dinî radyo ve kitap dağıtımına önem vermiş. Abdurrahman Swar el-Zeheb, ülkesi için en iyisini düşündüğünden, iyilik meşalesini yakmış ve yola koyulmuş. Vakıfta mütevelli heyeti başkanlığını yapmaktadır.

Onun hayali Afrika ülkelerinde yıllardır süren sömürge hâkimiyetine ve sebep olduğu çaresizliğe son vermekti. Yer altı zenginlikleri çok olmasına rağmen dokunamadıkları kaynakları kendi ülkesi için kullanabilmekti. Başka devletlerin kaynaklarını kullanmasına ve kendilerinin sadece bir işçi gibi çalışmasını sonlandırmaktı.

Afrika ülkelerindeki küçük bir gelişme sanılanın aksine sömürü ülkeleri tarafından hoş karşılanmıyordu. 1998 senesinde Sudan’a yapılan ilaç fabrikasının bombalanması bunun örneklerinden biriydi. Hastalıkların ve özellikle salgın hastalıkların tedavisi için Sudan’da bir ilaç fabrikasının olması tüm Afrika’ya umut olacaktı. İlaçlar Batı ülkelerinden ve civar bölgelerden yüksek miktarlarda satın alınmayacak, daha uygun fiyata kendi ürettikleri ilaçlara ulaşabileceklerdi. Sudan’da açılan bu fabrika şifa dağıtmak için kurulmuştu fakat Amerika kimyasal silah ürettiği bahanesiyle bu fabrikayı bombalamıştı.

Başkent Hartum yakınlarında yer alan fabrikanın yerle bir olmasıyla mağdur halk bir kez daha çaresiz kalmıştı. İlaç özellikle sel felaketi olduğu zaman çok gerekli oluyordu. Çünkü Nil’in suları arada kabarıyordu ve daha sonra çekildiğinde sıtma hastalığı baş gösteriyordu. Nitekim öyle de oldu. İlaç fabrikasının bombalanmasının ardından Nil Nehri kabardı ve evleri yutarcasına yükseldi. Çoğu insanın kerpiç evi suyun içinde erimişti ve insanlar evsiz kalmıştı. Bu da hastalıkların daha çabuk yayılmasına neden oluyordu. Fabrika bombalanmadan önce burada her türlü ilaç üretilmişti ve Sudan’ın ilaç ihtiyacının büyük bir kısmı karşılanıyordu. Afrika’nın en büyük ilaç fabrikasıydı ve yediden yetmişe ihtiyaç sahibi olan herkes durumdan etkilenmişti.

Bu arada her şeye rağmen ülkede iyi şeyler de oluyordu ve Munazzama ad-Dawa gün geçtikçe büyüyordu. Abdurrahman Swar el-Zeheb insanüstü bir çaba sarf ederek Sudan’ın kendi yarasına merhem olmasını sağlıyordu.

Bir kişi bazen milyonlarca insanın hayatını değiştirebilir. Sadece ilk adımı atma cesaretini gösterebilmek gerekir. Abdurrahman Swar el-Zeheb, Afrika’nın kendi ayakları üzerinde durabilmesi için bir meşale yakmıştı. O, 82 yaşına rağmen ülkesi ve Afrika kıtası için iyilik halkasını genişletmeye devam ediyor.

 

Comments are closed.