Abdurrahman Swar Ez-Zeheb

Bir kişi bazen milyonlarca insanın hayatını değiştirebilir. Sadece ilk adımı atma cesaretini gösterebilmek gerekir. Abdurrahman Swar el-Zeheb, Afrika’nın kendi ayakları üzerinde durabilmesi için bir meşale yakmıştı. O, 82 yaşına rağmen ülkesi ve Afrika kıtası için iyilik halkasını genişletmeye devam ediyor.

1956 yılında Sudan İngiltere’den ayrılıp bağımsızlığını ilan etmişti. Fakat özgürlüğü kazanmanın bedeli olarak Batılı devletler tarafından desteklenen etnik ve dinî çatışmalar içinde buldu kendisini. Yaklaşık otuz yıl boyunca isyancı güçlerle karşı karşıya kaldı.

Abdurrahman Swar el-Zeheb aynı vakitlerde bu durumun içinde doğmuş bir Sudanlıydı. Her gün binlerce insanın ölümüne şahit oluyordu. Kayıpların sayısı gün geçtikçe artıyordu. İsyanlar ve çatışmalar sırasında milyonlarca insan ölmüştü. Binlerce insan evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Bu şekilde yıllar geçiyordu ve Afrika her geçen gün daha zor bir hayatın içine çekiliyordu.

Abdurrahman Swar el-Zeheb’a göre Afrika ve özellikle de Sudan, zengin petrol yataklarına sahipti. Neredeyse her köşesi petrol rezerviyle doluydu. Altın rezervlerinin %70’i Afrika topraklarında bulunuyordu. Dünya’nın bereketli topraklarına su taşıyan Nil buradan geçiyordu. Fakat modernleştirme adı altında yapılan sömürge politikası, Sudan gibi ülkelerde kaynakların kullanılmasını engelliyordu. Bu sebeple Sudan ve Afrika’daki çaresizlik ve yokluk gün geçtikçe artıyordu.

Batılı sömürgecilerin ülkenin kaynaklarına el koyması insanların hayatlarını çekilmez hâle getiriyordu. İnsanlar aç ve susuzdu. Nil yanlarından geçiyordu fakat onlar bir damla suya hasret yaşıyorlardı. Bereketli topraklara sahip Sudan, sömürgeden dolayı arazilerini ekip biçemiyordu. Sıkıntı içinde yaşıyorlardı. Masum insanlar aç ve susuz bırakılmıştı. İnsanların yüzü gülmüyordu.

Afrika’nın zengin toprakları Batılı devletler tarafından sömürülüyordu. Bu sömürünün bedelini ise Afrika kıtasının masum insanları ödüyordu.

Uygulanan sömürge politikalarıyla Afrika’daki kaynaklar alınıp Batıya taşınıyor, buranın yerli halkı ise aşağılanmış bir şekilde köle ve işçi olarak çalıştırılıyordu.

Ülkeye başka ülkelerden ara ara yardım geliyordu. Fakat Abdurrahman Swar el-Zeheb, taşıma su ile değirmenin dönmediğini düşünüyordu. Bu duruma bir çare bulmak için düşünüyor, kendi halkının bu derecede sıkıntı içinde olmasına içi el vermiyordu. Bu duruma bir son vermek için ilk adımı atmaya karar verdi ve devlet başkanlığından istifade edip kendini ülkesi için hayır işlerine adadı.

Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye

1980 yılında Sudan’ın Hartum şehrinde kurulmuş bir hayır kurumudur. 1987 yılında Abdurrahman Swar el-Zeheb devlet başkanlığı görevinden ayrılarak buranın mütevelli heyeti genel sekreteri olmuştu. Bu vakitten sonra da Sudan’ın çehresi değişmeye başlamıştı. Ülke kendi içinden bir hayır kurumu tarafından destekleniyordu ve Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye Sudan ve Afrika halkının aktif olarak yer aldığı bir yardım kurumu haline gelmeye başlamıştı. Su kuyuları açıyor, yetimhaneler yapıyordu.

Kurum, Afrika kıtasında Müslüman ve diğer din mensupları arasında hoşgörü ve anlayışı aşılamayı, Müslüman Afrika kabilelerine eğitim, sağlık ve sosyal desteklerde bulunmayı, iktisadi ve sosyolojik gelişimlerine katkı sağlamayı, Kur’an ve sünnet esaslarına göre tevhit inancını anlayacak ve anlatacak, ferdi ve sosyal hayatında tatbik edecek bireyler yetiştirmeyi hedeflemekteydi Bu hedefini de adım adım yerine getirmişti.

Abdurrahman Swar el-Zeheb, yaşadığı kıtanın sorunlarına duyarsız kalmadı. Her şeyin farkındaydı. İnsanlar su olmasına rağmen kuyular olmadığından bir damla suya bile muhtaçtı. Suya ulaşılması çok kolay değildi. Yeterli ekipman ve teknolojik imkânlar buna el vermiyordu. Bir su kuyusunun açılması günümüzde bile 6-12 ayı bulmaktaydı.

Kuraklık, çaresizlik ve kirlilik temiz su kaynaklarına ulaşılmasını engelliyordu. Suyun olmaması aynı zamanda hastalıkların artması demekti. Salgın hastalıklar insanları tehdit etmeye başlamıştı. Öncelikle temiz su bulmak gerekiyordu.

Dünyada her on kişiden biri suya ulaşamıyordu ve bu insanlardan büyük çoğunluğu Afrika’da yaşıyordu. Afrika her türlü kaynak bakımından zengindi, hatta arazileri ekilse neredeyse tüm dünyadaki aç çocukları doyuracak verime sahipti. Fakat sömürge devletler yüzünden topraklar bomboş ve kuraktı. Afrika ülkelerini ihtiyaçlı bir hale getiren sömürge sistemi yüzünden insanlar kendi ülkelerinin güzellikleriyle bir türlükarşılaşamıyordu. Aksine açlık, susuzluk ve hastalıkla mücadele etmeye çalışıyorlardı.

Abdurrahman Swar el-Zeheb bir damla suya bile muhtaç hale getirilen ülkesinde yaşananları tersine çevirircesine Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye’yi kendi ülkesine ve Afrika’ya hizmet eder hale getirmek için çalışmalara başladı. Ve otuz yılda başta Sudan olmak üzere Afrika’nın her yerine hizmet götürmeyi başardı.

Kuruluşun 70 üyesi Sudan, Katar, Suudi Arabistan, Yemen, Bahreyn, Kuveyt, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Libya, Nijerya, Uganda ve Malezya gibi ülkelerden oluşmaktadır. Sadece Sudan içinde 17 temsilciği bulunuyor.

Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye’nin Sudan dışında dört şubesi var. 1987 yılında açılan ve en çok faaliyet gösteren Katar temsilciliği, 1988 yılında açılan birçok ofisi bulunan Yemen temsilciliği, Bahreyn temsilciliği ve Birleşik Arap Emirlikleri temsilciliği. Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye sadece Sudan ile sınırlı kalmamış. Açılan bu temsilciliklerle daha sistematik ve Afrika’nın tamamını gözeten bir yardım kuruluşu haline gelmiş.

Kırktan fazla ülkede 55 lise, 150 ilk ve ortaokul, 2000 mescit, 1000 su kuyusu, 10 su dolum tesisi, 14 hastane, 800 dispanser, 120 anne-çocuk bakım merkezi, 6 yetim yurdu inşa edilmiş. Bünyesinde 3000’den fazla vaiz ve hoca bulunan kurumda 4 senede 35 bin kişi İslam’la tanışmış ve dini kabul etmiş. 30000’den fazla yetim ve kimsesiz çocuğun korunması ve eğitiminde rol oynamış. Radyo yayınları ve kitap dağıtımlarıyla Sudan’ın geleceğine katkı sağlamış.

Kurum ayrıca güncel ve teknolojik yöntem araştırmaları ile bu anlamda dinî radyo ve kitap dağıtımına önem vermiş. Abdurrahman Swar el-Zeheb, ülkesi için en iyisini düşündüğünden, iyilik meşalesini yakmış ve yola koyulmuş. Vakıfta mütevelli heyeti başkanlığını yapmaktadır.

Onun hayali Afrika ülkelerinde yıllardır süren sömürge hâkimiyetine ve sebep olduğu çaresizliğe son vermekti. Yer altı zenginlikleri çok olmasına rağmen dokunamadıkları kaynakları kendi ülkesi için kullanabilmekti. Başka devletlerin kaynaklarını kullanmasına ve kendilerinin sadece bir işçi gibi çalışmasını sonlandırmaktı.

Afrika ülkelerindeki küçük bir gelişme sanılanın aksine sömürü ülkeleri tarafından hoş karşılanmıyordu. 1998 senesinde Sudan’a yapılan ilaç fabrikasının bombalanması bunun örneklerinden biriydi. Hastalıkların ve özellikle salgın hastalıkların tedavisi için Sudan’da bir ilaç fabrikasının olması tüm Afrika’ya umut olacaktı. İlaçlar Batı ülkelerinden ve civar bölgelerden yüksek miktarlarda satın alınmayacak, daha uygun fiyata kendi ürettikleri ilaçlara ulaşabileceklerdi. Sudan’da açılan bu fabrika şifa dağıtmak için kurulmuştu fakat Amerika kimyasal silah ürettiği bahanesiyle bu fabrikayı bombalamıştı.

Başkent Hartum yakınlarında yer alan fabrikanın yerle bir olmasıyla mağdur halk bir kez daha çaresiz kalmıştı. İlaç özellikle sel felaketi olduğu zaman çok gerekli oluyordu. Çünkü Nil’in suları arada kabarıyordu ve daha sonra çekildiğinde sıtma hastalığı baş gösteriyordu. Nitekim öyle de oldu. İlaç fabrikasının bombalanmasının ardından Nil Nehri kabardı ve evleri yutarcasına yükseldi. Çoğu insanın kerpiç evi suyun içinde erimişti ve insanlar evsiz kalmıştı. Bu da hastalıkların daha çabuk yayılmasına neden oluyordu. Fabrika bombalanmadan önce burada her türlü ilaç üretilmişti ve Sudan’ın ilaç ihtiyacının büyük bir kısmı karşılanıyordu. Afrika’nın en büyük ilaç fabrikasıydı ve yediden yetmişe ihtiyaç sahibi olan herkes durumdan etkilenmişti.

Bu arada her şeye rağmen ülkede iyi şeyler de oluyordu ve Munazzama ad-Dawa gün geçtikçe büyüyordu. Abdurrahman Swar el-Zeheb insanüstü bir çaba sarf ederek Sudan’ın kendi yarasına merhem olmasını sağlıyordu.

Bir kişi bazen milyonlarca insanın hayatını değiştirebilir. Sadece ilk adımı atma cesaretini gösterebilmek gerekir. Abdurrahman Swar el-Zeheb, Afrika’nın kendi ayakları üzerinde durabilmesi için bir meşale yakmıştı. O, 82 yaşına rağmen ülkesi ve Afrika kıtası için iyilik halkasını genişletmeye devam ediyor.

 

Abdurrahman Swar Al-Dahab

There are times when a single man can change the life of millions. To be able to muster the courage to take that first step is all it takes. Abdurrahman Swar al-Dahab lighted a torch to enable Africa stand on its own feet. Regardless of his old age 82-year old man continues to expand the network of kindness in his country and across Africa.

In 1956 Sudan became independent from the United Kingdom. However it quickly found itself in an ethnic and religious conflict supported by Western countries which was the cost of getting that freedom. For around thirty years it had to fight rebel forces.

Abdel Rahman Swar al-Dahab was a Sudanese who was born into Sudan’s civil war. He used to witness thousands of people die everyday. The number of casualties was increasing daily. Millions of people died during the revolts and conflict while thousands had to flee their homes. As the years passed by African continent was pulled into harder times.

According to Abdel Rahman Swar al-Dahab Africa and Sudan in particular had rich oil reserves so much so that there were oil deposits in almost every corner of the country. 70% of the global gold reserves are located in Africa. Nile, which feeds the world’s fertile lands, flows through many African countries as well. However colonial policies disguised as modernization prevented the use of national resources in countries like Sudan. Therefore despair and poverty were growing bigger daily in Africa.

People’s lives became unbearable as Western colonizers’ seized the country’s resources. People were hungry and thirsty. Nile was running through their country but they were living deprived of water. Although it had fertile soil, Sudan was unable to cultivate it due to colonization. They were living in adversity. Innocent civilians were driven hungry and thirsty. Happy smiles have long disappeared. Rich African soil was colonized and innocent civilians were paying the cost.

With the colonization policies in force resources in Africa were taken to West and the locals were forced to work as slaves and labourers in humiliation.

The country would receive aid from foreign countries time to time. However Abdel Rahman Swar al-Dahab thought that one swallow does not a summer make. His conscience would not let him accept this situation as it is. Hence he racked his brains to find a solution to this terrible injustice.

Munazzamah al-Dawah al-Islamiyyah

It is a charity organization established in 1980 in Khartoum in Sudan. In 1987 Abdurrahman Swar al-Zahab resigned from his office as the prime minister and became the chairman of the organization. From that time onwards the face of Sudan started to change. The country had its own charity organization giving support to the destitute. Munazzama al-Dawah al-Islamiyyah became an organization run by local Sudanese people. They were opening water wells and building orphanages.

The organization’s mission was as follows: promoting tolerance and understanding among Muslims and believers of other faiths in Africa, giving support to Muslim African tribes in education, healthcare and social services and contributing to their economic and social development, helping young generations to be able to comprehend and explain the fundamental concept of tawheed according to the principles of Quran, and Sunnah of the Prophet (PBUH) while applying it to their own personal and social lives. And this goal was achieved step by step.

Abdel Rahman Swar al-Dahab did not remain indifferent to the troubles of the continent he has been living. He was fully aware of everything. Although there were water resources people were suffering water deprivation due to lack of wells to make it available. The equipment and technological means required to dig up a well were not in place. Therefore opening a well even today takes six to twelve months.

Drought, despair and pollution made sources of potable water unavailable to the people. Lack of water means a rise in diseases. Contagious diseases were threatening the lives of locals. First potable water was needed.

One in ten people in the world had no access to water and majority of these people lived in Africa. Africa was rich in natural resources. If cultivated its fertile lands were able to feed all the hungry people in the world. However thanks to the colonizer countries its soil was empty and arid. Due to the colonization systems, which turned African countries to needy recipients of external aid, the local people were unable to enjoy the beauty and benefits of their countries. On the contrary they were fighting with hunger, thirst and diseases in order to survive.

Abdel Rahman Swar al-Dahab started off working toward making Munazzamah al-Dawah al-Islamiyyah a place that serves its country and Africa at large in order to turn the clock for his country, which has become needy of even water. And in thirty years the organization has undertaken charity activities in primarily Sudan and in other African countries.

The organization has seventy members from Sudan, Qatar, Saudi Arabia, Yemen, Bahrain, Kuwait, Egypt, United Arab Emirates, Libya, Nigeria, Uganda and Malaysia. It has 17 branch offices in Sudan.

Munazzama al-Dawah al-Islamiyya has four branches outside Sudan; Qatar branch which opened in 1987 and has been very active ever since; Yemen branch which opened in 1988 and currently has multiple offices; Bahrain branch and UAE branch. Munazzamah al-Dawah al-Islamiyya did not remain exclusive to Sudan. Through those international branches it became a more systematic organization that caters to all Africa.

In over forty countries the organization opened 55 high schools, 150 elementary and secondary schools, 2000 masjids, 1000 water wells, 10 water tank filling facilities, 14 hospitals, 800 health clinics, 120 maternity and infant care centres, 6 hostels for orphans. Over 3000 preachers and imams work within the organization. In the last four years 35.000 people embraced Islam through their efforts. It has taken active role in caring and providing education to over 30.000 orphans and homeless children and contributed immensely to the future of Sudan through radio broadcasts and publication of books.

The organization also focuses on staying current and using tech savvy methods while distributing radios and books. Abdel Rahman Swar al-Dahab, who thought for the best of his country, lighted the torch of kindness and set off the road. To this day he is the chairman of the foundation.

His dream was to end the predominant colonization and the resulting despair that has been going on in African countries for years; to be able to put the abundant natural resources, which they were prevented from exploring, to the use of his own people; to stop foreign countries exploiting his country’s natural resources while employing the locals as hard labourers.

Contrary to the popular belief even a small development in African countries was not received well by the colonizer countries. The bombing of a medicine factory, which is built in Sudan in 1998, is a fine example of it. Having a factory in Sudan that produces medicine for treatment of illnesses and contagious diseases was going to create hope for Africa. Medicine was not going to be purchased from Western and foreign countries at a high price, as people would have access to locally produced medicine at a lower price. This factory that opened in Sudan had the goal to cure its people. However USA bombed it with the pretext that it was producing chemical weapons.

When the factory located off of the capital Khartoum was destroyed vulnerable people were left without means for treatment. Medicine was especially needed in big floods. When the waters of Nile ebbed after it surged malaria would appear. And that is exactly what happened following the bombardment of the medicine factory. Nile surged and swallowed houses leaving many homeless as the locals’ mud brick houses just melted away in the water. This would lead to fast spread diseases. Before the factory was bombed all kinds of medicines were being produced there, as it was meeting majority of Sudan’s need in medicine. So its destruction affected everyone old and young because it was the biggest medicine factory in Africa.

Nonetheless good things have been happening too. Munazzamah al-Dawah was growing daily. Abdel Rahman Swar al-Dahab made Sudan able to heal itself with his superhuman efforts.

There are times when a single man can change the life of millions. To be able to muster the courage to take that first step is all it takes. Abdurrahman Swar al-Dahab lighted a torch to enable Africa stand on its own feet. Regardless of his old age 82-year old man continues to expand the network of kindness in his country and across Africa.

Abdurrahman Swar Ez-Zeheb

Bir kişi bazen milyonlarca insanın hayatını değiştirebilir. Sadece ilk adımı atma cesaretini gösterebilmek gerekir. Abdurrahman Swar el-Zeheb, Afrika’nın kendi ayakları üzerinde durabilmesi için bir meşale yakmıştı. O, 82 yaşına rağmen ülkesi ve Afrika kıtası için iyilik halkasını genişletmeye devam ediyor.

1956 yılında Sudan İngiltere’den ayrılıp bağımsızlığını ilan etmişti. Fakat özgürlüğü kazanmanın bedeli olarak Batılı devletler tarafından desteklenen etnik ve dinî çatışmalar içinde buldu kendisini. Yaklaşık otuz yıl boyunca isyancı güçlerle karşı karşıya kaldı.

Abdurrahman Swar el-Zeheb aynı vakitlerde bu durumun içinde doğmuş bir Sudanlıydı. Her gün binlerce insanın ölümüne şahit oluyordu. Kayıpların sayısı gün geçtikçe artıyordu. İsyanlar ve çatışmalar sırasında milyonlarca insan ölmüştü. Binlerce insan evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Bu şekilde yıllar geçiyordu ve Afrika her geçen gün daha zor bir hayatın içine çekiliyordu.

Abdurrahman Swar el-Zeheb’a göre Afrika ve özellikle de Sudan, zengin petrol yataklarına sahipti. Neredeyse her köşesi petrol rezerviyle doluydu. Altın rezervlerinin %70’i Afrika topraklarında bulunuyordu. Dünya’nın bereketli topraklarına su taşıyan Nil buradan geçiyordu. Fakat modernleştirme adı altında yapılan sömürge politikası, Sudan gibi ülkelerde kaynakların kullanılmasını engelliyordu. Bu sebeple Sudan ve Afrika’daki çaresizlik ve yokluk gün geçtikçe artıyordu.

Batılı sömürgecilerin ülkenin kaynaklarına el koyması insanların hayatlarını çekilmez hâle getiriyordu. İnsanlar aç ve susuzdu. Nil yanlarından geçiyordu fakat onlar bir damla suya hasret yaşıyorlardı. Bereketli topraklara sahip Sudan, sömürgeden dolayı arazilerini ekip biçemiyordu. Sıkıntı içinde yaşıyorlardı. Masum insanlar aç ve susuz bırakılmıştı. İnsanların yüzü gülmüyordu.

Afrika’nın zengin toprakları Batılı devletler tarafından sömürülüyordu. Bu sömürünün bedelini ise Afrika kıtasının masum insanları ödüyordu.

Uygulanan sömürge politikalarıyla Afrika’daki kaynaklar alınıp Batıya taşınıyor, buranın yerli halkı ise aşağılanmış bir şekilde köle ve işçi olarak çalıştırılıyordu.

Ülkeye başka ülkelerden ara ara yardım geliyordu. Fakat Abdurrahman Swar el-Zeheb, taşıma su ile değirmenin dönmediğini düşünüyordu. Bu duruma bir çare bulmak için düşünüyor, kendi halkının bu derecede sıkıntı içinde olmasına içi el vermiyordu. Bu duruma bir son vermek için ilk adımı atmaya karar verdi ve devlet başkanlığından istifade edip kendini ülkesi için hayır işlerine adadı.

Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye

1980 yılında Sudan’ın Hartum şehrinde kurulmuş bir hayır kurumudur. 1987 yılında Abdurrahman Swar el-Zeheb devlet başkanlığı görevinden ayrılarak buranın mütevelli heyeti genel sekreteri olmuştu. Bu vakitten sonra da Sudan’ın çehresi değişmeye başlamıştı. Ülke kendi içinden bir hayır kurumu tarafından destekleniyordu ve Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye Sudan ve Afrika halkının aktif olarak yer aldığı bir yardım kurumu haline gelmeye başlamıştı. Su kuyuları açıyor, yetimhaneler yapıyordu.

Kurum, Afrika kıtasında Müslüman ve diğer din mensupları arasında hoşgörü ve anlayışı aşılamayı, Müslüman Afrika kabilelerine eğitim, sağlık ve sosyal desteklerde bulunmayı, iktisadi ve sosyolojik gelişimlerine katkı sağlamayı, Kur’an ve sünnet esaslarına göre tevhit inancını anlayacak ve anlatacak, ferdi ve sosyal hayatında tatbik edecek bireyler yetiştirmeyi hedeflemekteydi Bu hedefini de adım adım yerine getirmişti.

Abdurrahman Swar el-Zeheb, yaşadığı kıtanın sorunlarına duyarsız kalmadı. Her şeyin farkındaydı. İnsanlar su olmasına rağmen kuyular olmadığından bir damla suya bile muhtaçtı. Suya ulaşılması çok kolay değildi. Yeterli ekipman ve teknolojik imkânlar buna el vermiyordu. Bir su kuyusunun açılması günümüzde bile 6-12 ayı bulmaktaydı.

Kuraklık, çaresizlik ve kirlilik temiz su kaynaklarına ulaşılmasını engelliyordu. Suyun olmaması aynı zamanda hastalıkların artması demekti. Salgın hastalıklar insanları tehdit etmeye başlamıştı. Öncelikle temiz su bulmak gerekiyordu.

Dünyada her on kişiden biri suya ulaşamıyordu ve bu insanlardan büyük çoğunluğu Afrika’da yaşıyordu. Afrika her türlü kaynak bakımından zengindi, hatta arazileri ekilse neredeyse tüm dünyadaki aç çocukları doyuracak verime sahipti. Fakat sömürge devletler yüzünden topraklar bomboş ve kuraktı. Afrika ülkelerini ihtiyaçlı bir hale getiren sömürge sistemi yüzünden insanlar kendi ülkelerinin güzellikleriyle bir türlükarşılaşamıyordu. Aksine açlık, susuzluk ve hastalıkla mücadele etmeye çalışıyorlardı.

Abdurrahman Swar el-Zeheb bir damla suya bile muhtaç hale getirilen ülkesinde yaşananları tersine çevirircesine Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye’yi kendi ülkesine ve Afrika’ya hizmet eder hale getirmek için çalışmalara başladı. Ve otuz yılda başta Sudan olmak üzere Afrika’nın her yerine hizmet götürmeyi başardı.

Kuruluşun 70 üyesi Sudan, Katar, Suudi Arabistan, Yemen, Bahreyn, Kuveyt, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Libya, Nijerya, Uganda ve Malezya gibi ülkelerden oluşmaktadır. Sadece Sudan içinde 17 temsilciği bulunuyor.

Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye’nin Sudan dışında dört şubesi var. 1987 yılında açılan ve en çok faaliyet gösteren Katar temsilciliği, 1988 yılında açılan birçok ofisi bulunan Yemen temsilciliği, Bahreyn temsilciliği ve Birleşik Arap Emirlikleri temsilciliği. Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye sadece Sudan ile sınırlı kalmamış. Açılan bu temsilciliklerle daha sistematik ve Afrika’nın tamamını gözeten bir yardım kuruluşu haline gelmiş.

Kırktan fazla ülkede 55 lise, 150 ilk ve ortaokul, 2000 mescit, 1000 su kuyusu, 10 su dolum tesisi, 14 hastane, 800 dispanser, 120 anne-çocuk bakım merkezi, 6 yetim yurdu inşa edilmiş. Bünyesinde 3000’den fazla vaiz ve hoca bulunan kurumda 4 senede 35 bin kişi İslam’la tanışmış ve dini kabul etmiş. 30000’den fazla yetim ve kimsesiz çocuğun korunması ve eğitiminde rol oynamış. Radyo yayınları ve kitap dağıtımlarıyla Sudan’ın geleceğine katkı sağlamış.

Kurum ayrıca güncel ve teknolojik yöntem araştırmaları ile bu anlamda dinî radyo ve kitap dağıtımına önem vermiş. Abdurrahman Swar el-Zeheb, ülkesi için en iyisini düşündüğünden, iyilik meşalesini yakmış ve yola koyulmuş. Vakıfta mütevelli heyeti başkanlığını yapmaktadır.

Onun hayali Afrika ülkelerinde yıllardır süren sömürge hâkimiyetine ve sebep olduğu çaresizliğe son vermekti. Yer altı zenginlikleri çok olmasına rağmen dokunamadıkları kaynakları kendi ülkesi için kullanabilmekti. Başka devletlerin kaynaklarını kullanmasına ve kendilerinin sadece bir işçi gibi çalışmasını sonlandırmaktı.

Afrika ülkelerindeki küçük bir gelişme sanılanın aksine sömürü ülkeleri tarafından hoş karşılanmıyordu. 1998 senesinde Sudan’a yapılan ilaç fabrikasının bombalanması bunun örneklerinden biriydi. Hastalıkların ve özellikle salgın hastalıkların tedavisi için Sudan’da bir ilaç fabrikasının olması tüm Afrika’ya umut olacaktı. İlaçlar Batı ülkelerinden ve civar bölgelerden yüksek miktarlarda satın alınmayacak, daha uygun fiyata kendi ürettikleri ilaçlara ulaşabileceklerdi. Sudan’da açılan bu fabrika şifa dağıtmak için kurulmuştu fakat Amerika kimyasal silah ürettiği bahanesiyle bu fabrikayı bombalamıştı.

Başkent Hartum yakınlarında yer alan fabrikanın yerle bir olmasıyla mağdur halk bir kez daha çaresiz kalmıştı. İlaç özellikle sel felaketi olduğu zaman çok gerekli oluyordu. Çünkü Nil’in suları arada kabarıyordu ve daha sonra çekildiğinde sıtma hastalığı baş gösteriyordu. Nitekim öyle de oldu. İlaç fabrikasının bombalanmasının ardından Nil Nehri kabardı ve evleri yutarcasına yükseldi. Çoğu insanın kerpiç evi suyun içinde erimişti ve insanlar evsiz kalmıştı. Bu da hastalıkların daha çabuk yayılmasına neden oluyordu. Fabrika bombalanmadan önce burada her türlü ilaç üretilmişti ve Sudan’ın ilaç ihtiyacının büyük bir kısmı karşılanıyordu. Afrika’nın en büyük ilaç fabrikasıydı ve yediden yetmişe ihtiyaç sahibi olan herkes durumdan etkilenmişti.

Bu arada her şeye rağmen ülkede iyi şeyler de oluyordu ve Munazzama ad-Dawa gün geçtikçe büyüyordu. Abdurrahman Swar el-Zeheb insanüstü bir çaba sarf ederek Sudan’ın kendi yarasına merhem olmasını sağlıyordu.

Bir kişi bazen milyonlarca insanın hayatını değiştirebilir. Sadece ilk adımı atma cesaretini gösterebilmek gerekir. Abdurrahman Swar el-Zeheb, Afrika’nın kendi ayakları üzerinde durabilmesi için bir meşale yakmıştı. O, 82 yaşına rağmen ülkesi ve Afrika kıtası için iyilik halkasını genişletmeye devam ediyor.

 

Abdurrahman Swar Ez-Zeheb

Bir kişi bazen milyonlarca insanın hayatını değiştirebilir. Sadece ilk adımı atma cesaretini gösterebilmek gerekir. Abdurrahman Swar el-Zeheb, Afrika’nın kendi ayakları üzerinde durabilmesi için bir meşale yakmıştı. O, 82 yaşına rağmen ülkesi ve Afrika kıtası için iyilik halkasını genişletmeye devam ediyor.

1956 yılında Sudan İngiltere’den ayrılıp bağımsızlığını ilan etmişti. Fakat özgürlüğü kazanmanın bedeli olarak Batılı devletler tarafından desteklenen etnik ve dinî çatışmalar içinde buldu kendisini. Yaklaşık otuz yıl boyunca isyancı güçlerle karşı karşıya kaldı.

Abdurrahman Swar el-Zeheb aynı vakitlerde bu durumun içinde doğmuş bir Sudanlıydı. Her gün binlerce insanın ölümüne şahit oluyordu. Kayıpların sayısı gün geçtikçe artıyordu. İsyanlar ve çatışmalar sırasında milyonlarca insan ölmüştü. Binlerce insan evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Bu şekilde yıllar geçiyordu ve Afrika her geçen gün daha zor bir hayatın içine çekiliyordu.

Abdurrahman Swar el-Zeheb’a göre Afrika ve özellikle de Sudan, zengin petrol yataklarına sahipti. Neredeyse her köşesi petrol rezerviyle doluydu. Altın rezervlerinin %70’i Afrika topraklarında bulunuyordu. Dünya’nın bereketli topraklarına su taşıyan Nil buradan geçiyordu. Fakat modernleştirme adı altında yapılan sömürge politikası, Sudan gibi ülkelerde kaynakların kullanılmasını engelliyordu. Bu sebeple Sudan ve Afrika’daki çaresizlik ve yokluk gün geçtikçe artıyordu.

Batılı sömürgecilerin ülkenin kaynaklarına el koyması insanların hayatlarını çekilmez hâle getiriyordu. İnsanlar aç ve susuzdu. Nil yanlarından geçiyordu fakat onlar bir damla suya hasret yaşıyorlardı. Bereketli topraklara sahip Sudan, sömürgeden dolayı arazilerini ekip biçemiyordu. Sıkıntı içinde yaşıyorlardı. Masum insanlar aç ve susuz bırakılmıştı. İnsanların yüzü gülmüyordu.

Afrika’nın zengin toprakları Batılı devletler tarafından sömürülüyordu. Bu sömürünün bedelini ise Afrika kıtasının masum insanları ödüyordu.

Uygulanan sömürge politikalarıyla Afrika’daki kaynaklar alınıp Batıya taşınıyor, buranın yerli halkı ise aşağılanmış bir şekilde köle ve işçi olarak çalıştırılıyordu.

Ülkeye başka ülkelerden ara ara yardım geliyordu. Fakat Abdurrahman Swar el-Zeheb, taşıma su ile değirmenin dönmediğini düşünüyordu. Bu duruma bir çare bulmak için düşünüyor, kendi halkının bu derecede sıkıntı içinde olmasına içi el vermiyordu. Bu duruma bir son vermek için ilk adımı atmaya karar verdi ve devlet başkanlığından istifade edip kendini ülkesi için hayır işlerine adadı.

Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye

1980 yılında Sudan’ın Hartum şehrinde kurulmuş bir hayır kurumudur. 1987 yılında Abdurrahman Swar el-Zeheb devlet başkanlığı görevinden ayrılarak buranın mütevelli heyeti genel sekreteri olmuştu. Bu vakitten sonra da Sudan’ın çehresi değişmeye başlamıştı. Ülke kendi içinden bir hayır kurumu tarafından destekleniyordu ve Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye Sudan ve Afrika halkının aktif olarak yer aldığı bir yardım kurumu haline gelmeye başlamıştı. Su kuyuları açıyor, yetimhaneler yapıyordu.

Kurum, Afrika kıtasında Müslüman ve diğer din mensupları arasında hoşgörü ve anlayışı aşılamayı, Müslüman Afrika kabilelerine eğitim, sağlık ve sosyal desteklerde bulunmayı, iktisadi ve sosyolojik gelişimlerine katkı sağlamayı, Kur’an ve sünnet esaslarına göre tevhit inancını anlayacak ve anlatacak, ferdi ve sosyal hayatında tatbik edecek bireyler yetiştirmeyi hedeflemekteydi Bu hedefini de adım adım yerine getirmişti.

Abdurrahman Swar el-Zeheb, yaşadığı kıtanın sorunlarına duyarsız kalmadı. Her şeyin farkındaydı. İnsanlar su olmasına rağmen kuyular olmadığından bir damla suya bile muhtaçtı. Suya ulaşılması çok kolay değildi. Yeterli ekipman ve teknolojik imkânlar buna el vermiyordu. Bir su kuyusunun açılması günümüzde bile 6-12 ayı bulmaktaydı.

Kuraklık, çaresizlik ve kirlilik temiz su kaynaklarına ulaşılmasını engelliyordu. Suyun olmaması aynı zamanda hastalıkların artması demekti. Salgın hastalıklar insanları tehdit etmeye başlamıştı. Öncelikle temiz su bulmak gerekiyordu.

Dünyada her on kişiden biri suya ulaşamıyordu ve bu insanlardan büyük çoğunluğu Afrika’da yaşıyordu. Afrika her türlü kaynak bakımından zengindi, hatta arazileri ekilse neredeyse tüm dünyadaki aç çocukları doyuracak verime sahipti. Fakat sömürge devletler yüzünden topraklar bomboş ve kuraktı. Afrika ülkelerini ihtiyaçlı bir hale getiren sömürge sistemi yüzünden insanlar kendi ülkelerinin güzellikleriyle bir türlükarşılaşamıyordu. Aksine açlık, susuzluk ve hastalıkla mücadele etmeye çalışıyorlardı.

Abdurrahman Swar el-Zeheb bir damla suya bile muhtaç hale getirilen ülkesinde yaşananları tersine çevirircesine Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye’yi kendi ülkesine ve Afrika’ya hizmet eder hale getirmek için çalışmalara başladı. Ve otuz yılda başta Sudan olmak üzere Afrika’nın her yerine hizmet götürmeyi başardı.

Kuruluşun 70 üyesi Sudan, Katar, Suudi Arabistan, Yemen, Bahreyn, Kuveyt, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Libya, Nijerya, Uganda ve Malezya gibi ülkelerden oluşmaktadır. Sadece Sudan içinde 17 temsilciği bulunuyor.

Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye’nin Sudan dışında dört şubesi var. 1987 yılında açılan ve en çok faaliyet gösteren Katar temsilciliği, 1988 yılında açılan birçok ofisi bulunan Yemen temsilciliği, Bahreyn temsilciliği ve Birleşik Arap Emirlikleri temsilciliği. Munazzama ad-Dawa al-İslamiyye sadece Sudan ile sınırlı kalmamış. Açılan bu temsilciliklerle daha sistematik ve Afrika’nın tamamını gözeten bir yardım kuruluşu haline gelmiş.

Kırktan fazla ülkede 55 lise, 150 ilk ve ortaokul, 2000 mescit, 1000 su kuyusu, 10 su dolum tesisi, 14 hastane, 800 dispanser, 120 anne-çocuk bakım merkezi, 6 yetim yurdu inşa edilmiş. Bünyesinde 3000’den fazla vaiz ve hoca bulunan kurumda 4 senede 35 bin kişi İslam’la tanışmış ve dini kabul etmiş. 30000’den fazla yetim ve kimsesiz çocuğun korunması ve eğitiminde rol oynamış. Radyo yayınları ve kitap dağıtımlarıyla Sudan’ın geleceğine katkı sağlamış.

Kurum ayrıca güncel ve teknolojik yöntem araştırmaları ile bu anlamda dinî radyo ve kitap dağıtımına önem vermiş. Abdurrahman Swar el-Zeheb, ülkesi için en iyisini düşündüğünden, iyilik meşalesini yakmış ve yola koyulmuş. Vakıfta mütevelli heyeti başkanlığını yapmaktadır.

Onun hayali Afrika ülkelerinde yıllardır süren sömürge hâkimiyetine ve sebep olduğu çaresizliğe son vermekti. Yer altı zenginlikleri çok olmasına rağmen dokunamadıkları kaynakları kendi ülkesi için kullanabilmekti. Başka devletlerin kaynaklarını kullanmasına ve kendilerinin sadece bir işçi gibi çalışmasını sonlandırmaktı.

Afrika ülkelerindeki küçük bir gelişme sanılanın aksine sömürü ülkeleri tarafından hoş karşılanmıyordu. 1998 senesinde Sudan’a yapılan ilaç fabrikasının bombalanması bunun örneklerinden biriydi. Hastalıkların ve özellikle salgın hastalıkların tedavisi için Sudan’da bir ilaç fabrikasının olması tüm Afrika’ya umut olacaktı. İlaçlar Batı ülkelerinden ve civar bölgelerden yüksek miktarlarda satın alınmayacak, daha uygun fiyata kendi ürettikleri ilaçlara ulaşabileceklerdi. Sudan’da açılan bu fabrika şifa dağıtmak için kurulmuştu fakat Amerika kimyasal silah ürettiği bahanesiyle bu fabrikayı bombalamıştı.

Başkent Hartum yakınlarında yer alan fabrikanın yerle bir olmasıyla mağdur halk bir kez daha çaresiz kalmıştı. İlaç özellikle sel felaketi olduğu zaman çok gerekli oluyordu. Çünkü Nil’in suları arada kabarıyordu ve daha sonra çekildiğinde sıtma hastalığı baş gösteriyordu. Nitekim öyle de oldu. İlaç fabrikasının bombalanmasının ardından Nil Nehri kabardı ve evleri yutarcasına yükseldi. Çoğu insanın kerpiç evi suyun içinde erimişti ve insanlar evsiz kalmıştı. Bu da hastalıkların daha çabuk yayılmasına neden oluyordu. Fabrika bombalanmadan önce burada her türlü ilaç üretilmişti ve Sudan’ın ilaç ihtiyacının büyük bir kısmı karşılanıyordu. Afrika’nın en büyük ilaç fabrikasıydı ve yediden yetmişe ihtiyaç sahibi olan herkes durumdan etkilenmişti.

Bu arada her şeye rağmen ülkede iyi şeyler de oluyordu ve Munazzama ad-Dawa gün geçtikçe büyüyordu. Abdurrahman Swar el-Zeheb insanüstü bir çaba sarf ederek Sudan’ın kendi yarasına merhem olmasını sağlıyordu.

Bir kişi bazen milyonlarca insanın hayatını değiştirebilir. Sadece ilk adımı atma cesaretini gösterebilmek gerekir. Abdurrahman Swar el-Zeheb, Afrika’nın kendi ayakları üzerinde durabilmesi için bir meşale yakmıştı. O, 82 yaşına rağmen ülkesi ve Afrika kıtası için iyilik halkasını genişletmeye devam ediyor.

 

Comments are closed.