Dr. Susan Carland

Kötülüğü ondan daha büyük bir iyilikle kovmak gerekir.

Mesajları engellemeyi, gizlemeyi, cevaplamayı, yok saymayı denemişti fakat yaptıklarından hiçbiri Kur’an’da emredildiği gibi karanlığı ışıkla kovuyormuş gibi hissettirmemişti. Düşündü, sonunda Müslümanlara karşı ırkçı düşüncelerin önüne geçecek ve Müslümanların sanılanın aksine yardımsever insanlar olduğunu gösterecek bir yol buldu.

Her kötülüğe ondan daha büyük bir iyilikle karşılık vermek…
Zihinlerdeki nefretlere sevgiyle yaklaşmak…
İnançtan alınan ilhamla dünyayı kaplayan bir iyilik ağı oluşturmak.

Yeni Zelandalı bir anne ile Avustralyalı bir babanın çocuğu olarak Avustralya’nın Melbourn e şehrinde dünyaya gelmiş Susan Carland. 38 yaşındaki Carland’ın ondört ve on yaşlarında iki çocuğu var.

Lisansını tamamladıktan sonra 2015 yılında Monash Üniversitesi’ndeki Siyaset ve Sosyal Araştırmalar Okulu’nda doktorasını tamamlamış. 2015 yılında araştırma ve öğretim konularını modern dünyada toplumsal cinsiyet, sosyoloji, Avustralya, terörizm ve modern dünyada İslam üzerine yoğunlaştırdı. Şu anda Melbourne Monash Üniversitesi’nde Siyaset ve Sosyal Araştırmalar Üniversitesi’nde sosyoloji bölümünde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Özellikle Müslüman kadınların yaşadıkları coğrafyalardan kaynaklanan sıkıntıları inceleme alanına almış.

Susan Carland, “Varsayımlar” adlı program serisini ABC’nin Radyo Ulusal’ında düzenledi. 2012 yılında The Age haber organı tarafından En Etkili 20 Avustralya Kadın Sesi listesine seçilmişti. Ayrıca, Dünya’nın En Etkili 500 Müslüman’ı arasında yer aldı. BM Medeniyetler İttifakı tarafından “Yarının Müslüman Lideri” olarak adlandırılan isimler arasına girdi. ABC TV’nin News Breakfast gazetesinde düzenli olarak yazıları edit etmektedir. Agony serisisnde, Q & A, Studio Ten, The Circle, Sunrise, The Einstein Factor ve Pusula adlı programların yanı sıra yerel radyolarda yer aldı. Yazıları yerel ve uluslararası gazete, akademik dergi, websiteleri ve antolojilerde yer aldı.

Susan Carland’ın ilk inceleme çalışması “Fighting Hislam” Melbourne University Yayınları tarafından 2016 yılında basıldı. Akademik çalışmalarına devam eden başarılı sosyolog toplum araştırmalarını odağa almış.

Gençlik yıllarında hayatı anlamak ve anlamlandırmak için sorular zihnini meşgul ettiği günlerden birinde annesine yeni yıl kararının dinleri araştırmak olduğunu söyledi. “Yaşamak nedir? Nereye doğru gidiyorum?” soruları onun inancını sorgulamasına sebep olmuştu. Bu arayışlar doğrultusunda dünya üzerindeki dinleri araştırmaya başladı ama İslamiyet henüz araştırmayı düşündüğü inançlar arasında yer almıyordu. Çünkü İslam onun zihninde “Barbar, modası geçmiş, şiddet dolu ve cinsiyetçi bir din.” olarak yer etmişti. Fakat bir süre sonra okuduğu çalışmalar onu İslamiyet’e yönlendirdi. Ve bir şeyler değişmeye başladı. Yaptığı araştırmalar sonucunda olumsuz düşünceleri bir bir yıkılırken İslamiyetin insan değerleri üzerine kurulu bir yapısı olduğunu fark etti.

İslamofobiyle Mücadele

Susan Carland İslamiyeti seçtiği andan itibaren İslamofobiyle mücadele etmeye de başladı. Bir konuşmasında bazı Müslüman ülkelerin kültürel durumlardan ötürü kadınları töre cinayetlerine kurban vermeleri, kadınların özerk olmaması ve eğitim eksikliğinden kaynaklanan sorunlar sebebiyle İslam öğretilerinin ihlal edildiğini ve bu durumun sonuçta İslamofobiye yol açtığını söylemişti. Oysa İslam böyle uygulamalara teşvik etmiyordu. Bunu elinden geldiğince anlatmaya çalıştı. Zaten üniversitede Müslüman kadınlar ve ırkçılık üzerine çalışmalar yapıyordu ve bu konular onun tutkusuydu. Müslümanları ve Müslüman kadınları anlatmak için büyük uğraş veriyordu. Müslümanları terörist zannedenlere Müslümanların öldürmeye meyilli olduğunu düşünenlere bu düşüncelerinde yanıldıklarını anlatmaya çalışıyordu. İnsanların kafalarındaki ön yargıları kırmak için İslam’ın iyilik ve merhamet dini olduğunu sürekli ifade ediyordu.

Ayrıca ülkenin ünlü talk show sunucularından Waleed Aly ile evli olan Susan Carland’a eşinin de desteği oldukça büyüktü. O eşiyle beraber insanların bu basmakalıp fikirlerine meydan okuyor ve İslam’ın Avusturalya’daki olumsuz algısını değiştirmeye çalışıyordu. Onlar Avusturalya ile İslam dini arasında köprü kurabilmek ve önyargıları kırmak için yoğun çaba sarf ediyorlardı.

Farklı dil, din ve ırklarla ortak ve birlikte yaşama konusunda Avustralya’nın deneyim kazanmasına çalışıyorlardı. Yaşadıkları ülkede ve Batı’da Müslümanlar öteki olarak adlandırılıyor ve görünür olana karşı negatif söylemler yayılıyordu. Toplumsal gerginliğe yol açan, hatta sosyal barışı bozacak boyutlara ulaşan önyargılar Müslümanlara yönelik tehdit algısı oluşturuyordu. Susan Carland, farklı toplumlar arası kuvvetli bağlar kurulması, olası sorunlu alanların ortadan kaldırılması için sivil alanda mücadele ediyordu.

11 Eylül Sonrası

11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de gerçekleştirilen terör eylemleri ABD, Avrupa, Avustralya ve birçok bölgede İslamofobinin yayılması açısından bir dönüm noktası olmuştu. Saldırılar din ve devlet arasındaki ilişkiyi masaya yatırmıştı. İslam ve Müslümanlara yönelik önyargılar İslam’ın yayılış tarihi ve yeni bir medeniyet kurarak Batı hegemonyasına meydan okumasıyla başlamıştı. Haçlı seferleri ile artan İslam karşıtlığı Müslümanların İspanya, İstanbul ve Balkanlar üzerinden Batı’nın merkezi Avrupa’ya gelmesiyle daha da derinleşmişti. Tarihi bilinçaltı 11 Eylül’le tekrar gün yüzüne çıkmıştı. Müslümanlar bu olaydan sonra sivil hakları kısıtlayan ciddi baskılarla karşı karşıya kalmışlardı.

ABD’de 1200 Müslüman, terör olaylarına karıştıkları iddiasıyla gözaltına alınmış, mahkemeye çıkarılmadan tutukevlerinde kalanların tamamına yakını serbest bırakılmıştı. Britanya’da gözaltına alınan 400 Müslümanın sadece ikisi tutuklanmıştı. ABD ve Avrupa’daki polislere geniş yetkiler verilmişti. O ülkelerin vatandaşlığında olmak da fark etmiyor, Müslümanlar ötekileştiriliyordu. Algılar, Müslümanları tehdit unsuru olarak göstermek için yönlendiriliyordu. Müslümanlar için sosyal, kültürel, ekonomik, hukuki ve siyasi bağlamlar göz ardı ediliyordu.

11 Eylül sonrası Avustralya’da Müslümanlara yoğun inceleme başlatılmıştı. Hepsine şüpheyle yaklaşılmış ve aşırı derecede ırkçılık yapılmıştı. Susan Carland bu zamanları “Gerçek bir saldırı dönemi yaşadık.” şeklinde ifade etmiş ve bu durumlarda yapabileceği en iyi şeyi düşünmeye başlamıştı. Çünkü dünya gün geçtikçe kötüleşiyordu ve dünyaya iyilik adına bir şeyler bırakmak istiyordu.

Susan Carland kendisine yöneltilen tepkilerle baş etmeyi öğrenmişti. Fakat çocukları yanındayken bununla baş etmek gerçekten çok ağırdı. Alışveriş merkezinde, sokakta çocuklarıyla yürürken İslamofobik girişimlere maruz kalmıştı. Bu can yakıcı olayların çocuklarının yanında olması onu fazlasıyla üzmüştü.

Susan Carland inandığı değerleri anlatırken; günümüzde İslamiyet denilince insanların zihinlerinde canlanan kelimelerin hoşgörüsüzlük, korku, savaş, terörizm, yoksulluk olduğunu çünkü kendilerini Müslüman olarak tanımlayan ülkelerin çoğunda yaşananların insanları olumsuz yönde etkilediğini söylemişti. “Hakikati öğrenmek isteyenler, Kuran ve hadislere baksın.” diye de sözlerine eklemişti.

Her Hakarete Bir İyilik

Susan Carland ve eşi Avustralya’da tanınmış kişiler arasında sayılıyordu. Onlar bu sebeple herhangi bir Müslüman aileden daha fazla hakarete maruz kalıyorlardı. Yine de nezaketli davranışlarından ödün vermediler. Fakat kendilerine karşı artan nefret söylemi gün geçtikçe canlarını daha fazla sıkıyordu.

Sözlü hakaretler devam ederken bir süre sonra sosyal medya aracılığıyla tacizler gelmeye başladı. İnternete her baktığında bu nefret dolu mesajlarla karşılaşan Susan, önceleri görmemeye çalıştı, en iyisi yokmuş gibi davranmaktı fakat dayanamadı. Her okuduğu mesaja bir cevap bulmaya çalışıyordu. Yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için açıklayıcı tanımlar yapıyordu. Fakat durum değişmemişti. Mesajlar azalmıyor, cevap verdikçe yenileri ekleniyordu. Bir Müslüman olarak bu duruma bir çözüm bulmalıydı. O günlerde zihninden “İyi ile kötü eşit değil.” ifadeleri geçiyordu. Kur’an’ı Kerim’de okuduğu: “Kötülüğü ondan daha büyük bir iyilikle kovmak gerekir.” ayetini düşünürken kendisini rahatlatacak bir yol arıyordu. Sonra mesajları engellemeyi, gizlemeyi, cevaplamamayı, yok saymayı denemişti fakat yaptıklarından hiçbiri Kur’an’da emredildiği gibi karanlığı ışıkla kovuyormuş gibi hissettirmemişti. Düşündü, sonunda ırkçı düşüncelerin, Müslümanlara karşı gösterilen bu nefretin önüne geçecekti. Onlara inandığı değerlerle cevap vermeyi istemişti.

Çocuklar için bir şey yapabilirdi, onlar için yardım toplayabilirdi. İşte bu kötülükleri iyiliğe çevirmenin en iyi yoluydu. Sosyal medyada kendisine gelen nefret ve hakaret içerikli her tweet için bir dolar bağış yapmaya karar verdi. Gelen tweetlerden sonra yaptığı bağışlar kendini iyi hissediyordu. Ve bir gün şu tweeti attı:

I donate $1 to @UNICEF for each hate-filled tweet

I get from trolls.

Nearly at $1000 in donations. The needy children thank you, haters!”

Susan Carland, kendisine gelen her nefret dolu tweet için UNICEF’e bir dolar bağış yaptığını ve şimdiye kadar ki bağışların bin dolara ulaştığını yazmıştı. Bunun için de nefret mesajı atanlara, çocukların kendilerine teşekkür ettiğini ifade ederek alaya alıyordu.

Susan Carland, bu mesajı atana kadar insanlar onun yaptığı bu bağışlardan habersizdi. Bu tweeti atınca başkaları da durumdan haberdar olmuş ve harekete geçmişti. Yine bir gün bir tweet aldı ama bu seferki diğerlerinden farklıydı. Tweet yaptığı iyiliğe destek amacıyla atılmıştı ve bu mesajla artık bu iyilik yayılmaya başlamıştı.

Atılan tweetin içeriğinde bundan sonraki elli nefret mesajının sponsorluğu üstlenilmek isteniyordu. Artık her nefret mesajı bir iyiliğe dönüşmeye başlamıştı. Susan Carland istediğini başarmış ve inancı ne olursa olsun bir insanın başka bir insana baskı yapmasının ne kadar yanlış olduğunu göstermişti. Ve bunu inandığı İslam dininden aldığı ilhamla yapıyordu. Yaptığı bu iyilik sayesinde insanların farkındalığı artmış ve çocuklar için bağışlar yoğunlaşmıştı. Hatta Susan Carland’dan ilham alarak dünyadaki tüm yardıma muhtaç çocuklar için yardım kampanyaları düzenlenmişti. Susan Carland, gelen nefret mesajları için artık üzülmüyordu. Gelen her nefret mesajı artık bir iyiliğe dönüşüyordu, bundan daha güzel ne olabilirdi? Carland sadece 2016 yılında 4000 $ bağış yapmıştı.

Susan Carland, nefreti iyiliğe dönüştürmeyi başarmıştı. Batı ülkelerinde Müslümanlar, vatandaşlık haklarından yararlanamıyor, siyasal ve kamusal alanda nüfuslarına oranla temsil edilemiyordu. Farklı kültürel kimliklerinden dolayı dışlanıyor ve ırkçı grupların hedefi oluyorlardı. Susan Carland ise yaptığı davranışla önemli olanın insan olduğunu göstermiş, inancı sayesinde nefret mesajlarını gelecek nesiller ve çocuklar yararına iyiliğe çevirmişti.

Comments are closed.